in

Murat Arıkan İle Mimarlık Üzerine Keyifli Bir Röportaj

Lazzoni olarak birçok kez çalışma fırsatımız olduğu halde kendisiyle ufak bir söyleşi için zaman kovaladığımız Mimar Murat Bey’i Kentpark Mağazamızda yakalamışken, sizler için tasarımlarından, sosyal hayatına; dekorasyondan, Lazzoni’ye varana kadar pek çok şeyi bir fincan kahve eşliğinde konuştuk, size de keyifli bir hafta sonu röportajını okumak kaldı…

Murat Arıkan

Merhaba Murat Arıkan, bana biraz kendinizden bahseder misiniz? Nasıl başladı mimarlık?

Tabii, aslında benim mimarlık hayatım lisede başladı diyebiliriz. Liseden üçüncülükle mezun olurken müdürümüz bana bir dolma kalem hediye etti ve ‘dilerim Allah’tan mimar olursun’ diye bir temenni de bulundu. Benim tercihim ODTÜ Makine Mühendisliğiydi fakat olmadı, nihayetinde Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümünden mezun oldum.

‘’İnşaat işi bir kılçıktır, ben yaratıcılığımı ve tasarımımı konuşturabileceğim bir alan istedim.’’

Belli ki okul müdürünün temennisi işe yaramış ama siz neden bu mesleğe yöneldiniz, sizi çeken ne oldu?

Aslında hep olmayan şeyleri ortaya koymak ve yaratmak istedim. O dönemler pirinç mobilyalar vardı, ilk onlardan başladım bu işe. Daha sonra inşaat alanına yöneldim fakat o betonarme kısmı beni çekmedi, yapamadım. Sonuçta inşaat işi bir kılçık yaratmaktır ama ben kendi yaratıcılığımı ve tasarımımı konuşturabileceğim bir alan istedim.

Murat Arıkan

Profesyonel anlamda ortaya koyduğunuz ilk işiniz neydi?

O kadar çok ki, hangi birinden başlayıp hangi birini anlatayım. Fakat ilk projeli ve ilk büyük işim Milletvekili Lojmanlarıydı. O projenin merdiven skalası işi vardı, ilk etapta onu çözümlemiştim.

Türkiye dışında çalışma imkanı bulabildiniz mi?

Sonuçta bu sektör çok geniş ve her an her yerde iş yapabilme imkanınız oluyor. Rusya’nın Sibirya Bölgesine kadar gidip proje yapmışlığım olmuştur. Nerdeyse Dünya’nın bir ucunda bile ortaya bir şeyler koymak biraz maceraydı ama keyifliydi.

Murat Arıkan
Murat Arıkan

 

‘’Müşteri eğer bana bütçe verirse o işe başlamam bile!’’

Peki bu tasarım süreci nasıl işliyor?

İlk etapta müşteri geldiği zaman onlara ne kadar bir bütçe ayırdıklarını soruyorum. Eğer müşteri net bir rakam verip ayırdığı bütçeyi söylerse o işe başlamıyorum bile.

‘’Müşteriye sadece %30’luk bir konuşma hakkı tanırım, %70 ben konuşurum.’’

Neden, sonuçta müşteri bu hizmetin karşılığı için bir bütçe belirlemiş olamaz mı?

Olabilir fakat müşteri net bir rakamla geldiğinde sınırlanmış oluyorum. Yapmam gereken çalışmayı kafamda oturtamadığım ve işin içerisinde rahat hareket edemiyorum. Bu yüzden de tasarım sürecinin ilk sorusu kafalarında belirli bir bütçe var mı ya da yok mu oluyor. Sonrasında müşteri bana danışıp soruyor, ne yapabiliriz nasıl yapabiliriz gibi. Bende ikinci etapta oturup mekanın ön eskizini çıkartıyorum. Üçüncü olarak da bunu programlar aracılığıyla yükseltiyorum, üç boyutlu bir hale getirip müşterinin sevdiği imalatları projeye dahil etmeye çalışıyorum. Bu aşamada onlara konuşma payı olarak %30’luk bir hak tanıyorum. %70 oranında kendim düşünüp fikirlerimi söylerim ‘olmaz’ derim, ‘hayır yapamayız’ derim. Tabii müşteriye hayır, olmaz, yapamazsınız demek biraz zorlu bir süreç olabiliyor.

Murat Arıkan

Tasarım aşamasında müşterilerinizle yaşadığınız sorunlar oluyor mu?

Genelde renk ahengi gibi konularda anlaşmazlığa düşebiliyoruz. Çünkü yüzde yüz olarak onların istedikleri renklere ve kafalarında kurdukları tasarıma uygun bir iş çıkartmamız mümkün değil. Bizler onlar için bir iş yapıyoruz fakat ortaya çıkan işin olabildiğince onlara yaklaşmasına ve kafalarında canlandırdıkları tasarıma yakın olmasına önem veriyoruz.

 

 

Türkiye’de hakim olan mimari anlayış hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mesela bundan 20 sene öncesini düşünürsek, o zamanlar mimari anlayış çok zayıf ve cılızdı. İnsanlarda ‘’ben yaparım, kendim hallederim, mobilyacı ustasını bulurum, yaptırırım.’’ anlayışı vardı. Ama şimdi insanlar daha profesyonel çalışmak istiyorlar. ‘’Ben hiç uğraşmayayım, bu işi bir bilene yaptırayım, benim zevkime göre yapsın ya da bana yaklaşsın.’’ diyebilen insan nerdeyse %20-%25 oranında arttı.

 

Bu artışı neye bağlıyorsunuz peki?

Bu profesyonel anlayışı ben kültür seviyemizin yükselmesine bağlıyorum. İkinci etmen olarak da elbette Türkiye’de paranın ve gücün artması diye düşünüyorum.

 

Klasik bir mimar sorusu: Sizce estetik mi işlev mi?

İkisini asla ayrı ayrı düşünemem. Siz bir mekana girdiğiniz anda komple mekana bakarsınız. Mesela Lazzoni’de sizin bir ürününüzün tavandan ve duvardan daha çok öne çıkması gerekiyor. Renklerin ona göre tercih edilip göze hitap etmesi gerekiyor ki konu satış kabiliyetine geldiği zaman müşteriyi ikna etmeniz daha kolay olsun. Bu da demek oluyor ki sadece ürünün mağazadaki görselliği(yani estetiği) ya da sadece satış kabiliyetiniz(yani işlevselliğiniz) tek başına yeterli olmaz. Bir arada uyum içerisinde olduğu zaman Lazzoni oluyorsunuz.

‘’Mobilya seçimi ve aydınlatma evlerde yapılan en sık hatalardır.’’

Tasarım ve dekorasyonlarda yapılan en sık hatalar neler?

Kesinlikle mobilya seçimi. Renk seçimi müşterinin isteğine kalmış bir şey olabilir ama mobilya seçimlerinde büyük hatalara düşüyorlar. Mağazada gördükleri ve beğendikleri mobilya evlerine geldiği zaman ya çok büyük kalıyor ya uygunsuz oluyor ya kötü bir yere yerleştiriliyor. İkinci olarak da aydınlatma konusu büyük sıklıkla karşılaştığım bir hata. Özellikle villa gibi daha büyük ölçekli evlerde aydınlatma çok önemli. Işık ve aydınlatmanın şiddeti evinizle mobilyalarınızı gösteren en önemli unsurdur. Duruma uygun olarak kullanılması gereken beyaz, sarı ya da renkli ışıklar da öyle…

Murat Arıkan
Murat Arıkan

 

Türkiye’den ve Dünya’dan tasarım alanında kendinize yakın gördüğünüz ya da beğendiğiniz isimler var mı?

Gaudi’nin çizimlerini çok beğenirim. Çünkü o masal dünyasında yaşamış, uçuk şeyler düşünmüş ve bunları da yapmış bir adam. Türkiye’den düşünecek olursak da şüphesiz Mimar Sinan derim.

Gaudi uçuk bir adam, çizimleri masal dünyasından çıkmış gibi dediniz. Peki Mimar Sinan neden?

Onun da kafa hesaplarına ve gözlemlerine hayranım. Sonuçta Mimar Sinan’ın döneminde oturup çizim yapabileceği bilgisayarlar yoktu. Serbest elle çizilir, serbest elle de uygulanırdı. Bu kadar teknolojiye uzak ve tasarımın her bir noktası hataya açıkken kusursuz işler çıkartmış ve üzerinden yıllar geçmesine rağmen her bir eseri hala ilk ihtişamıyla duruyor ve kullanılıyor.

Mimarisini beğendiğiniz şehirler var mı?

Osmanlı mimarisi için Kastamonu taraflarını çok beğeniyorum. Ama benim tercihim her zaman sayfiye evlerinin olduğu şehirler olmuştur. Bodrum bunun en güzel örneği. Dünya’dan ise Gaudi dediğimiz için Barselona’yı ve İspanya’yı ilk sıralara koyarım. Aynı şekilde İtalya’nın ve Yunanistan’ın da sayfiye yerleri dediğimiz deniz kıyısında bulunan kasaba gibi, ufak şehirleri çok fazladır. Daha sıcak ve ferah insanların rahatlıkla dinlenip tatil yapabileceği yerler.

‘’Çok modern bir alan için Chester kesinlikle olmaz. Onun yerine koton döşemeli, yastıklı, kırlentli modeller seçmelerini sağlarım.’’

Birazda bizden konuşalım isterseniz. Lazzoni ile bu kadar sık çalışma nedeninizi nedir?

Çünkü sizin mobilyalarınız bizi mutlu ediyor. Ve tamamen bana hitap ediyor. Aynı şekilde bana gelen müşterilerime de hitap ettiği için müşterilerime her zaman söylüyorum, ev dekorasyonu için Lazzoni’yi tek geçerim. Çünkü sizin ürün grubunuz ve kombinasyonlarınız çok başarılı ve her segmente hitap edebiliyor. Bu yüzden asla eleştirmiyorum sizi gayet kaliteli ve hatasız tasarımlarınız var. Müşterilerimle mağazanıza geliyoruz, önce onlara zaman veriyorum dolaşmaları ve ürünlerinizi incelemeleri için. Daha sonra ben devreye giriyorum. Mesela çok modern bir alan için Chester seçtiklerinde hemen ‘olmaz!’ diyerek sürece dahil oluyorum. Onun yerine daha koton döşemeli, yastıklı, kırlentli modellerinizi seçmelerini sağlıyorum.

Özellikle şu ürün demiyorsunuz o zaman…

Hayır asla. Müşteri ile birlikte ihtiyacımıza göre ürün seçiyoruz ve onun ürün gruplarına bakıyoruz.

‘’Çıraklık bir mesleğe adım atmanın en temel yoludur.’’

Son olarak yeni mimar adaylarına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Hangi meslek için konuşuyor olursak olalım, çıraklık olayına çok önem veren birisiyim. Buna önem vermemin en önemli nedeni de işi yerinde öğrenmenin gerekliliği. İşin stresini de öğreniyorlar, işçilerle-ustalarla birebir ilişki kurup neyin nasıl yürüdüğünü de öğreniyorlar. Daha sonra da gerçekten profesyonel anlamda bir iş çıkartmaları gerektikleri zaman da zaten nasıl yapılacağını bilerek giriyorlar o projeye. Böylece de güzel ürün grupları, güzel tasarımlar çıkartıyorlar. Demek istediğim, neyle uğraşıyor olursanız olun mesleğin içine girmeyi ve deneyimlemeyi unutmayın. Çünkü iş, en güzel yerinde öğrenilir.

 

Lazzoni Ürdün Mağaza Açıldı!

Ekstra %8 KDV İndirimi Lazzoni Mağazalarında!